Çarşamba, Mart 2

İÇİMİZDEKİ HÜZÜN

Her yeni gün yeni bir umutla başlar insan. Hayalleri, umutları...
Hep geleceği planlarız şöyle yapıcam böyle yapıcam diye. Ama bilemeyiz hayatın bizlere neler gösterecegini, neler yaşatacağını. Hep iyi olacak diye bakarız hayata öylede bakalım zaten atalım korkularımızı  çekingenliklerimizi bir kenara yaşayalım en güzel şekliyle hayatımızı.  Pozitif olalım hep çünkü şu an bizim olduğumuzdan daha kötü hayatı olan insanları düşünelim düşünelim ki kendi bulunduğumuz duruma şükredelim.  Hiç umudu olmayan her sabah mutsuz ve umutsuz gözlerini açan insanlar tanıyorum. Bu insanlardan biri en yakınım canım ciğerim ablam...

Her gün yeni bir koşuşturmayla başlar onun hayatı. Aslında hiç farkı yoktur dünün bugunden eşini ve kızını yolladıktan sonra başlar onun hüznü. O hüzün onlar varkende vardır ama belli etmez hiç o kadar güçlüdür. İstemez kimseyi üzmeyi özellikle kızını ona hep tek umudum der. Güler ama yüzelsel iki çocuğum var ama Gamzenur tek umudum der hep.

Şimdi merak ediceksiniz iki çocuk ama neden bir tanesi umut...

Hani eskiden Türk filmlerinde olurdu amansız hastalığa yakalanırdı genç delikanlı kendi bilmezdi hastalığını ama annesi, babası, kardeşi bilirdi ve ona her baktıklarında içlerinden ağlamak gelirdi yinede belli etmezlerdi o üzülmesin diye.

İşte buna benzer birşey yaşar ablam ve ailesi tabi bizde. Bizim filmimizdeki o delikanlı MELİK MERT...




Anne karnında kaptığı virüs nedeniyle hasta benim Mert’im canım...
Vücudunda kas yok o yüzden yatalak, fizik tedavi görmezse kemikleri yer değiştirmeye başlıyo, gözlerinin ne kadar gördügünü bilmiyoruz tek bildiğimiz ışık aldığı. Sekiz yaşında ama 6 aylık bebekten farkı yok. Bunun gibi bir şürü şeyi var saymak istemiyorum. Ama hayatımda gördüğüm en pozitif insan. Tam anlamıyla sevgi manyağı.  Ona ne yaparsanız yapın hep güler.


 Saç çekmeye bayılır bi yapıştımı elinden kurtulmak çok zordur. Öyle bir elektiridiği varki insanı hemen kendisine bağlar. Annesiyle inanılmaz bir ilişkisi vardır. Annesi konuşarak bir sürü şey öğretmiştir ona.



İnanılmaz bir kulak vardır onda sesten kimin kim olduğunu bilir. Eğer yabancı bir ses ise tepkisiz öyle durur ama benim yada dığer teyzelerinin sesini duyunca o tatlı ağız açılır hemen başlar gülmeye. Bizi en çok şaşırtan şey babamızla olan ilişkisi onunla başka bişeyi var.  Babam her geldiğinde hiç sesini çıkarmadan Mert’in üzerine doğru eğilir. Ne hikmetse Mert hafif hafif gülümser artık o anda ne hissediyorsa. Belki kokusundan da tanıyabiliyordur insanları konuşamadığı için bilemiyoruz. Neyse babam sessiz bir şekilde öylece durur. Anlar dedesi başında duruyo nasıl anladığını hiç bilemiyecez. Mert başlar elini kaldırmaya hoooop doğru babamın top sakallarına, tutmak için o sakalları.  





Biz hiç anlayamıyacağız ne düşünüyor, ne istiyor, ne hissediyor.  Hani aşk derler ya işte bizim için Mert. 

Aşk bizim için Mert’in gülmesi, her gün yeni bir şeyler öğretebilmek, yemek yemesi, kakasını yapabilmesi (yatalak çocuklarda kabızlık önlenemiyor), o kocaman gözleriyle gözlerimizin içine bakması.  Bakar ama ne kadar gördügünü bilmiyoruz.

(Bu arada 1 yaşında olduğu ameliyatta gözlerindeki mercek alındı şu an mercek görevi gören özel bir lens kullanmak zorunda).

O lensleri parmakları yardımıyla çıkartıp kaybediyor siz o zaman görün evdeki cümbüşü. Herkes dağılıyo lens aramaya lensin özelligi 3 gün sonrada bulsan bile özel suyuna atıp 24 saat beklettikten sonrada kullanabiliyorsun. Hatta bir keresinde ablam iki gün sonra bulmuştu.

Biz lens ararken Mert ne yapıyor biliyomusunuz ağlıyor. Kötü birşey yaptığının farkında olduğu için ağlıyor.

Çünkü annesi “elini gözüne sokma” diye hep uyarıyor.
“Niye elledin gözüne bak lenslerin yok” deyince büzüyo dudaklarını.



Mert, Mert, Mert...

Ağzımızdan çıkan her sözde olan, bizi hem güldüren hem ağlatan Mert sen hep gül emi hiç ağlama düzelir umudumuz hep var olacak. Bu umudu kaybetme düşüncesi bile bizi korkutuyor.    





Kocaman mutlu bir aileyiz ama bi tarafımız hep buruk. Bizim gülmelerimiz bile hüzün.

Umarım sizin kalbinizde hüzün olmaz... Sağlık dolu Mutlu gelecekler...


10 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

KIZ AĞLATICAN MI BİZİ!? Bİ TANIŞTIRMADIN YA MERT'LE BENİ, TİBET'İ... SORCAM BEN SANA...

CANIMSIN SEN BENİM :)

Gelincik dedi ki...

Esracım, ne guzel yazıyorsun sen canım benim... cok doğal, içten. eline sağlık, Allah size bağışlasın Mert'i ve Mert gibi siz de hep gülün. Her şeyin bir nedeni olmalı, mutlaka var...

nuriye dedi ki...

BEN BAZI İNSANLARIN BU HAYATTA SINAVDAN GEÇİRİLDİKLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM ÇOĞU ZAMAN. BENCE SİZ DE BU SINAVI BAŞARIYLA TAMAMLAYACAKSINIZ ESRA'CIM. ÇÜNKÜ, İYİ YÜREKLİ İNSANLAR BÜTÜN ZORLUKLARIN ÜSTESİNDEN GELİR HER ZAMAN...

Merve dedi ki...

Canım benim o kadar güzel, o kadar saf ve temiz bir için var ki, işte bu yazıda da hepsi çıkıp satırlara dökülmüş. Mert hayata zorluklarla başlamış ve öyle devam etmek zorunda belki ama eminim sizin gibi bir ailesi olduğu için çok şanslı olduğunun farkında...
Her şey çok güzel olcak inanıyorum yeter ki şükredip hayata iyi tarafından bakmayı bilelim :)
seni çok seviyorum ben :)

Deniz dedi ki...

Dağıttın beni Esraaaa, ühüüüüü :(


Metin yazarı olmak ister misin ; )

ESRA dedi ki...

sibelim en kısa zamanda tibet ve seni tanıştırıcam

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

umudunuz hiç bitmesin sakın.

YILDIZ dedi ki...

Denizimin sayfasından geldim buraya.Okumaya başladım hıçkırarak ağlamaktan yarım kaldı.Kalktım saatler sonra devam ettim.Gözlerim dola dola okudum yeniden tuttum bu sefer kendimi sonunu getirmek için.
Benim kuzenimin de başka bir rahatsızlıktan böyle özenli bakıma muhtaç bir kızı var.Onda da çok gördüm ben buna benzer durumları.Hele bazıları var ki aklımda,kalbimde yazılı.
Cmt günü bendeydiler,konuşurken dedi ki ben hep bir bebekle beraberim 18 yıldır büyümeyecek hep aynı seninki bak büyüyor günden güne ne güzel deyince boğazımda takılı kaldı herşey.
Büyük sınav veriyorlar ablan da kuzenim de ve daha nicesi,zor olanı başarıyorlar.Onlar gözümde en güzel,en büyük,en değerli anneler.
Dualarımda her zaman yerleri var...

ESRA dedi ki...

Sevgili Yıldız
Aynen kuzeninin dediği gibi onlar bebek bakıyorlar ve onların çektiklerini anlamamız mümkün değil heralde. Ben şöyle düşünüyorum benim yüreğim bu kadar acıyo yiyenim için kimbilir o annelerin yüreği nasıl acıyor. Hani bazen insanın yüreğini biri tutup sıkıyormuş gibi olur ya o acıyı hissedersin, o ellerin yüreğine dokunduğunu hissedersin, kıramplar girer tüm vücuduna işte böyle bir acı ben bu kadarına bile dayanamıyorum onların acısını kimbilebilir...

kebeci dedi ki...

Yaşadıklarımız ablanla kıyaslanamaz kesinlikle ama çok zor gerçekten. Bazı geceler kötü süprizlerle uyanıyoruz. Elimizden hiç bir şey gelmediği için ne yapacağını bilemeden evin içinde dolanıp durduğum zamanlar işkence gibi.
Allah kuvvet versin ablana ve size...