Perşembe, Mart 3

BUGÜN SAĞLAM PEKİ YA YARIN!


Evin ilk erkek çocuğu ilk torunuydu Ahmet.

Annesi Babası öğretmen kültürlü güzel bir aileye gözlerini açtı.  Doğduğunda bayram havası yaşandı evde. Elden ele onun kucağından öbürünün kucağına. Birde o kadar güzeldiki kocaman kapkara gözleri simsiyah saçları, bembeyaz teni vardı, kirpikleri kaşlarına değerdi fırça gibi. Bir bakan dönüp bir daha bakardı o güzelliğe.

Her geçen zaman büyüdükçe dahada güzelleşiyor  baktıkça “Bu çocuk yaratanın  boş zamanına gelmiş  heralde”  dedirtten sözleri duyardık kulaklar dolusu.

Ahmet;  bebekliğinden farklı bir çocuk olduğunu hissettirmişti hep çevresindekilere, hareketleriyle zekasıyla... O kadar akıllıydıki sekiz dokuz aylıkken konuşmaya başlamıştı bile.
İki buçuk üç yaşına geldiğinde dedesine gazete okurdu artık. Ailesi bu konuda ne yapsak çocuk ziyan olmasın diyerek bir araştırma merkezine götürdüler Ahmet’i, araştırmalar testler derken Ahmet’in IQ’su 190-200 civarı çıktı. Doktorlar bu çocuk çok zeki aman dikkat edin özel bir eğitim alması gerek dediler . 

Annesi ve Babası üstün zekalı çocukların eğitildiği bir kaç yerle görüştüler tabiki. Ahmet  beş altı yaşındayken her şeyi bilen eline geçirdiği her şeyi, normal bir insana ağır gelen romanları bile okuyan bir çocuk oldu, o kadar ki artık ailesi ne varsa topladılar evden çok okuyor elinden bırakmıyor diye. Zaten Ahmet hepsini okumuştu bile...

Evde bişey kalmayınca ne yapsın küçük Ahmet  ara ara ortadan kaybolur oldu. Anne Baba eve geliyolar arıyorlar evi yok  Ahmet. Nerden oldugunu bilemedikleri bir yerden çıkıveriyor ortaya. Eeeee o kadar zeki ya artık geliş saatlerinde kaybolmuyor bir yerlere, evde birde babaanne , dede ve hala var  Ahmet için onları kandırmak ne ki kolay. Gel zaman git zaman  ailesi buluyor Ahmet’in neden kaybolduğunu. Meğer Ahmet dedesini okuduğu Kuran’ı alıp saklanıp okuyormuş bir yerlerde. Ahmet yedi yaşındayken ezbere Kuran okurdu...

Bir gün çok hastalandı  öyleki ateşler içinde yanıyor. Doktorlar ilaçlar  derken biraz toparladı kendini. Tarih hatırlamıyorum Ahmet salı günü hastalanmıştı cuma sabahı da daha iyi kalkmıştı yatağından. Hatta şaklabanlıklar yapıyordu dedesine, babaannesine, halasına, akşam enne ve babasına.

Haftasonu olduğu için dokuz on gibi kalktılar. Normalde Ahmet sabahları dokuz gibi kalkar ev halkını tek tek kaldırırdı özellikle haftasonları.

Ama bu haftasonu Ahmet kimseyi kaldırmadı odasına gittiler sen hala yatıyormusun diye onu gıdıklamaya. O öylece uyuyordu annesi seslendi ;

--- “Ahmet; Ahmet “  ses yok. Bir kez daha seslendi ses yok. Bir anda evden çığlıklar koptu noldu sana noldu diye... Açtı gözlerini Ahmet baktı annesine  öylece... baktı sesini çıkarmadı. Apar topar hastaneye götürdüler.

Sonuç ; Ahmet gece soğuk havale geçirmiş  beyninde büyük bir hasar var  diyor doktorlar durumu kötü...

O artık yürüyemiyor, konuşamıyor, hareket edemiyor . Vücüdu her geçen gün kasılıyor  yamuluyor. Öyleki ağzına verilen yemeği bile yutamıyor.  

Yaşarken ölüyor küçük Ahmet...

Bu arada anne ve babası boşanıyor. Baba başka bir kadınla, anne başka bir adamla evleniyor.

Ve şuna inanın ben böylelerine insan demiyorum  eğer insan biz isek onlar......ne acaba...
Ahmet’i bir kere bile gelip görmüyorlar bırakıyorlar halasına ve yok oluyorlar. Onlar için söylenecek çok şey var ama küçük Ahmet’in hatrına susmak yakışır.

Ahmet'e halası bakıyor tabi, hemde nasıl bakmak. Hani tapıyorum derler ya, halası tapıyor Ahmet’e zaten oda halasından başka kimsenin elinden yemek yemiyor. Her geçen gün o çocuğun eridiğini görmek çok kötü... geleceğinden birazcık şüphe bile duymadığımız süper bir gelecek bekliyor  dediğimiz Ahmet hayal bile edemiyeceğimiz halde.

Zamanın nasıl geçtiğini, nasıl değil ne zorluklarla geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum. Çok çok çok çok zorrrr...

Ahmet  On beş yaşında bir  Pazar sabahı halasının kollarında gözlerini bir kapadı bir dahada açmadı.

O artık melek ve biliyorum ki bizi oradan izliyor. 

(Şunuda belirtmek isterim Ahmet benim yiyenim olur bir kaç ay önce kendisini kaybettik malesef. Nur içinde yatsın mekanı cennet olsun...Onun o güzel fotograflarını paylaşmak istemedim sizinle. Bu yazıyı okurken onun o güzel yüzünü sizin halal gücünüze bıraktım)


Lütfen ne oldum değil ne olacağım diyelim başımıza ne zaman ne geleceği hiç belli değil...



Sevgiler ve Sağlıklar dilerim...

8 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

ya ama ya ama ama... :(((

Gelincik dedi ki...

Tatlım ne diyeyim ben sana... su gibi okuttun yine yazıyı. ve içindeki hikaye kulağımıza küpe değerinde. eline gönlüne sağlık.

nuriye dedi ki...

NUTKUM TUTULDU... YORUM YAPAMIYORUM. YAPACAĞIM BÜTÜN YORUMLARIN ANLAMSIZ KALACAĞI BİR NOKTADAYIM ŞU ANDA. DERS ALINACAK GERÇEK BİR YAŞANMIŞLIK BU BİZLER İÇİN...

Merve dedi ki...

Ufff esra uffff ben de diyecek bir şey bulamıyorum. Ahmetciğin hikayesinin detaylarını bilmiyormuşuz... canım benim nur içinde yatsın,Allah sevenlerine sabır versin... diğerleri için yorum yapmayı gereksiz buluyorum...onlar da hak ettikleri bir hayat yaşayacaklardır.söze gerek bile yok

mermaid dedi ki...

ama, ama hastaneden gelen bir insana bu yapılmaz ki Sabırlar diliyorum Esra'cım. Dilim tutuldu resmen. offff,offf.

ESRA dedi ki...

Ahhh Denizim keşke bu yazılanlar sadece hikaye olsaydı. Ama malesef ki gerçek. Yapacağımız tek şey ders alıp şu anki durumumuza şükretmek. Ayaktayız sağlıklıyız bundan daha önemli ne olabilir ki...

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

sevenlerine sabır versin canım... zor çok zor :(

ESRA dedi ki...

teşekkürler canım hayat işte insan her şeyi burada görüyor. Allah kimselerin başına vermesin.