Pazartesi, Mayıs 16


Bu korkuyla yastığını kafasına kapadı. Farkında olmadan gözlerinden yaşlar geldiğini, boğazında koca koca düğümler belirdiğini hissetti. Hani gemici düğümü derler ya işte o düğümler gibi; bağlanması kolay açılması mümkün olmayan.

Geçmişi gözlerinin önünden geçmeye başladı.
Doğduğu günü hatırladı.

(Sakın demeyin hadi canım hatırlayamaz diye ilginçtir ki o hatırlıyordu hemde her saniyesiyle....)




Bir kadının kucağındayım... 

Neresi burası geldiğim o uzun ve sıkıcı yolculuktan sonra burası o kadar büyük ve soğuk ki korkuyorum.

Hayır dur dur beni neden bırakıyorsun.

Sıcak bir kucak o kadar sıcaktı ki bunu anlatabilmem mümkün degil. Bunu hayal bile edemezsiniz. Bir yüz bulanık ama pürüzsüz gözlerimin içine sıcacık bakan ama bir taraftanda gözlerinden sıcak yaşlarla. O gözleri gördükten sonra tamam dedim işte hayatımın kadını. Bu kadın benim ömrüm nefesim yaşama sevincim olacak. Beni kötülüklerden koruyacak beni en çok sevecek, benim için en çok ağlayacak, ne olursa olsun bana en çok inanacak olan güzel annem.

 Evet o benim melek annem...


Bu karmaşık ama bir o kadarda güzel duygularla o güzel yüzüne bakarken bir ses ama o kadar kalın ve korkunç ki hani kalkabilsem kimse tutamaz beni kaçardım.

Oğlum oğlum hoşgeldin aramıza....

Bu sesi daha öncede duydugumu hatırladım ama bu kadar korkunç gelmiyordu.

Sonra annem  "bak bebeğim baban geldiiiiii."

Beni güçlü kollarıyla kucağına alıp alnıma küçük bir öpücük kondurdu. Yüzü annem gibi pürüzsüz degildi hatta tam tersi o kadar sertti ki beni bir fırçanın öptüğünü düşündüm. 

Ama o tel fırça hissi veren öpücük o kadar içten ve sıcaktı ki işte o an dedimki evet bu benim canım babam. Beni her konuda destekleyecek benim gururum, örneğim olacak, bana hayatla ve tabiki kızlarla ilgili öğüt verecek canım birtane fedakar babam.

Evet o benim güçlü kuvvetli babam.... 



Çarşamba, Mayıs 11

BİR SABAH GÖZÜNÜ AÇTIĞINDA...


Sabah güneşi yüzüne vurdu. Gözlerini açmaya çalıştı fakat bir türlü beceremedi. Nedense her zamankinden daha sessiz bir gün doğumu olduğunu düşündü. Ne annesinin, ne babasının sesi gelmiyordu. Daha uyanmadılar diye aklından geçirdi.

Şöyle bir gayret döndü güneşin keskin ışıklarından kurtarmak için kendini. Biraz daha beklemeye karar verdi.
Çünkü hiç sevmezdi dayanamazdı yanlız başına uyanmaya ve gözünü açtığında karşısında birilerini görmemeye... baya zaman geçtikten sonra.....

Bir tıkırtı duydu derinden gelen

- Hah dedi kalktı biri....

hışır hışır bir ses sonra.....

Anlam veremedi dinlemeye devam etti. Bir kapı açıldı ardından bir kapı daha

Pür dikkat kesildi seslere bekledi... bekledi... bekledi...


Ne anlamsız ki açılan kapılar hem kapanmadı tekrar, hemde sesler tamamen kesildi. Yüreğinde sıcaklıkla beraber bir korku hissetti.



-       Acaba yabancı biri mi bu diye düşündü. Kalksam mı acaba derken bir ses daha geldi. Dolap kapakları açılıp kapanmaya başladı. Kapaklar açılıyor içleri büyük bir gürültü ile karıştırılıyor ve o gürültü ile tekrar kapanıyordu. Ona anlamsızca gelen bu seslerden rahatsız olmaya başladı.

Hem gidip neler olduğunu görmek istiyor hemde duyduğu korkudan dolayı kalkamıyordu kaskatı kesilmişti tüm vücudu.

Odasının kapısı kapalı olduğu için şükretti bir an. Ya buraya gelirse diye düşünmekten alamadı kendini.

-       Ya buraya gelirse ya bana zarar verirse......

Tam bunları düşünürken bir gölge geçti kapının önünden.



Kapı kolunun hareket ettiğini farketti. İçinde duyduğu o korku bir fırtınaya dönüştü.

Bu duygular içerisindeyken kapı kolu daha hızlı bir şekilde hareket etmeye başladı. Korkusu kat kat arttı.

Sonra kapının camında bir silüet gördü yanlış gördüm heralde diye kapadı gözlerini bir daha açtı biri bakmaya çalışıyordu emin oldu görduğünden.


Biri kapıdaydı ama kimdi bu kim olabilirdi ondan ne istiyordu.....

-       Ne yapıcam, ne yapıcam, ne yapıcam ben.....

  

Salı, Nisan 19

RUHUM RUHSARIM KAYIP

Bazen kayboluyoruz duygularımızın içinde. 








Aslında birşey hissettiğimizi zannediyoruz fakat bir çok şey yaşıyor ruhumuz. Bir kuş misali her şey bizim elimizde....






 Sadece farkına varabilmemiz zor oluyor. Bakabilsek bir pencereden kendimize biraz daha dinlesek kendimizi bütün soru ve cevapların orada olduğunu görücez. Neden bu kadar zor acaba duygulara hükmedebilmek. 










Belkide kendimizde daha keşfedemediğimiz farkına varmadığımız şeyler var. Belkide korkuyoruz. Hiç düşündünüz mü acaba iyi şeyler dururken kendimizi üzmeyi kahretmeyi neden bu kadar sevdiğimizi... 










Dikkat edin çevrenize ne kadar çok üzgün surat var :(((((((((   güleninde sadece yüzü gülüyor gözleri değil  :))))))))) 






Biraz daha mücadele bizi bu durgun, dingin ruh halinden; hareketli, yerinde duramayan pozitif ruh haline dönüştürecektir. 












Gelelim banaaaa...........
Genel anlamda iyiyim hatta son zamanlarda bazı şeyleri öğrendim. birilerini yada bişeyleri değiştirmeye çalışmaktansa olduğu gibi bırakıp kabullenmenin daha doğru olduğunu, insana daha iyi hissettirdiğini öğrendim. 








Söyle bir bakmak gerekirse Sibelim senin ruh halin süper ve eminim güneş açınca dahada süper olacak.









<iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/4P-qRrCbcc4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>

Pazartesi, Mart 14

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK

Can Yücel'den...

Bu aralar tam aklımdan geçen şeyleri Can Yücel'in bu şiirinde buldum...



Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI...

Müsait Olunca Beni Severmisin?

İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:
- Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
- Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.
Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda... Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu
.
Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

- Sana yardım edeyim mi ? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı:
Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok yorgunum zaten.
Yorgunluk nasıl bir şeydi? 
Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
- Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..'
diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi
.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.

Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken'....

Anneciğim sen yorulma, diye...

Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.

Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
 Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı
.
Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

''Bak deli tavşan'' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
Sonra ışıklar geldi.

Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.

Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
 İşin bitince beni sever misin anne? dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

******
Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim. Hayat telaşına kaptırıp kendimizi, sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.
Unutmayalım ki, yaşamın en güzel yanı sevgidir.

Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir...

Bunu bir arkadaşım gönderdi sizinle paylaşmak istedim.